Çocukluk döneminde duyguları ihmal edilen bireyler, yetişkinlikte ciddi ruhsal sorunlarla yüzleşebilirler. Yıllar geçse de içsel boşluklar bu kişilerin hayatlarında hissedilirken, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında normal görünen bir yaşam sürmektedirler. Oysa içine kapandıkları derin duygusal yaralar ve sosyal beklentiler arasında kaybolmuş durumdadırlar.
Bu durumun altında yatan nedenlerden biri, çocuklara duygu ifadelerinin desteklenmemiş olmasıdır. Eğitim sürecinde ya da aile dinamiklerinde karşılaştıkları baskının etkisiyle kendilerini ifade etme zorlukları yaşarlar. Gerek ailevi tartışmalar gerekse olumsuz davranışlar olmadan dahi içlerde büyüyen psikolojik ihtiyaçları nedeniyle zamanla yalnızlık hissine kapılabilirler.
Günlük hayatta “bu kadar önemsemene gerek yok” gibi düşüncelerle yetiştirilen çocuklar, sıklıkla kendi hislerini tanımlamakta zorlanır hale gelirler. Böylece duygusal sözlükleri giderek daralırken; gerçek hislerini bastırmak zorunda kalırlar. Bu durum sadece ortaya koymaya çalıştıkları hislerin azalmasına değil, aynı zamanda başkalarıyla olan ilişkilerinin de sarsılmasına yol açar.
Yetişkinliğe adım atan bu bireyler genellikle hem toplumsal normlarla hem de kendi iç dünyalarıyla çatışma içerisindedir. Geçmişte duygularına gereken önemi görmemiş bireylerin; günümüzde ise ikili ilişkilerde ani moral bozukluğu ve düşük özsaygı gibi durumlarla karşılaşmaları oldukça yaygın bir sonuçtur. “Başkalarına yük olamam” düşüncesi onları ilişki içinde sıkça beklenen uyum sağlamaktan alıkoyabilir.
Duygusal ihmalin temel özelliklerinden biri, kişinin kendini kötü hissetmesi ve günlük gereksinimlerini göz ardı etmesidir. Bunun neticesinde kişi hem yakın çevresiyle kurduğu bağlarda kopukluk yaşayacak hem de sevgi ile ilgili büyük sorular yöneltecektirönuç olarak potansiyel mutluluklarını engelleyebilir ve insan ilişkilerine çekingen yaklaşabilirler.
Aynı zamanda geçmişe özlem besleyen kişiler, gelecekte derin anlayışa ve yoğun ilgiye ulaşmayı hedefleseler bile bunda kararlı olmakta zorluk yaşayabilirler. Kendine yardım arayışı içinde kaybettiği değerlere geri dönmek isterken toplum üzerinde büyük bir yalnızlık sevdası besleyebilir yapılmış elde ki fırsatların kaçıp gitmesine neden olurlar.
Sonuç olarak; psikolojik temeller köksüz kalan kimlik sorunları yaratırken; göz ardı edilen duyguların hayatlarına tekrardan anlam katabilmesi adına doğru yönlendirmelere ihtiyaç vardır. Kişisel farkındalık oluştuğunda ise aslında bütünün parçasıyla yeniden buluşulması mümkün oluraktan ruh halinin onarım sürecindeki zafere ulaşılabilecektir.